Şehrin gürültüsünden kaçış noktaları
İstanbul’un tam kalbinde yaşadığım için bazen beton yığını beni boğuyor. O zamanlar doğal güzellikler aramaya başlıyorum. Şaşırtıcı olan şu ki, şehrin içinde hâlâ keşfedilmemiş küçük cennetler var. İlk gittiğimde dikkatimi çeken şey, trafiğin bittiği anda duyulan kuş sesleri oldu.
Çok uzaklara gitmene gerek yok. Sadece doğru yerleri bilmen yeterli. Ben de yıllardır bu sürprizleri tek tek bulup blogumda anlatıyorum. Bazıları o kadar yakın ki, yürüyerek bile ulaşabiliyorsun.
Belgrad Ormanı’nın sessiz köşeleri
Belgrad Ormanı’na her gidişimde farklı bir his yaşıyorum. Doğal güzellikler burada kendini en çıplak haliyle gösteriyor. Kestane ağaçlarının altında yürürken rüzgâr yaprakları hafifçe oynatıyor. Su sesi uzaktan geliyor, adımlarını yavaşlatman için adeta çağırıyor.
Özellikle sonbaharda burası başka türlü güzel oluyor. Yapraklar turuncu ve sarı tonlara bürünüyor. Kuş sesleri daha net duyuluyor. Ben ilk defa burada fark ettim ki şehirle orman arasındaki sınır aslında o kadar da kalın değil.
Emirgan Korusu’nda saklı huzur
Boğaz’ın kenarındaki Emirgan Korusu, çoğu kişinin bilmediği bir hazine. İçeri girer girmez bambaşka bir atmosfere geçiyorsun. Ağaçların arasından sızan ışık yere desenler çiziyor. Banklarda oturan yaşlı amcalar, koşturan çocuklar… Herkes kendi ritminde.
Burada özellikle erken sabah saatlerini öneririm. Henüz kalabalık yokken korunun içinden geçen patikalarda yürümek insana iyi geliyor. Kuşlar cıvıl cıvıl. Rüzgâr Boğaz’dan hafif serin esiyor. Tam bir şehir kaçamağı.
Çamlıca’daki beklenmedik orman
Çamlıca Tepesi’ni herkes bilir ama tepenin arkasındaki ormanlık alanı pek az kişi tanır. Burası doğal güzellikler açısından oldukça zengin. Kısa bir yürüyüşle kendini ağaçların arasında buluyorsun. İstanbul’un silueti arkanda kalıyor, sadece yeşillik ve toprak kokusu kalıyor.
Burada bir banka oturup biraz soluklandığımda, şehrin ne kadar yorucu olduğunu daha iyi anlıyorum. Küçük bir dere bile var. Suyun şırıltısı inanılmaz rahatlatıcı. Yanına termosla çay alırsan keyfin katlanır.
Atatürk Arboretumu’ndaki renk cümbüşü
Burası tam anlamıyla bir sürpriz. Sarıyer yolunda biraz içeride kalıyor. İçeri adım attığın anda dünyanın başka bir yerine ışınlanmış gibi hissediyorsun. Yüzlerce farklı ağaç ve bitki türü var.
Özellikle sonbahar aylarında yaprakların renk değiştirmesi muhteşem bir manzara yaratıyor. Kırmızı, turuncu, sarı… Hepsi bir arada. Fotoğraf çekmek isteyenler için birebir. Ama bence en güzeli hiçbir şey yapmadan sadece yürümek ve kokuları hissetmek.
Küçükçekmece Gölü kenarı
Göl kenarındaki yürüyüş yolları da şehrin içinde saklanan başka bir doğal güzellik. Özellikle gün batımında burası bambaşka oluyor. Su yüzeyi turuncu ve pembe tonlara boyanıyor. Kuşlar gölün üzerinde süzülüyor.
Buraya bisikletle gitmeni tavsiye ederim. Hem spor yapmış olursun hem de daha özgür hissedersin. Göl kenarındaki kamışların arasında saklanan ördekleri izlemek bile insanı mutlu etmeye yetiyor.
Şehrin içindeki bu küçük alanlar neden önemli?
Aslında hepsi çok basit. Biraz farkındalık, biraz da meraklı bir ruh gerekiyor. Doğal güzellikler şehirden tamamen çıkmadan da bulunabiliyor. Yeter ki gözünü açık tut. Kulaklarını doğaya kapatmamış ol.
Ben her seferinde yeni bir yer buluyorum. Bazıları haritada bile zor görünüyor. Ama oraya vardığında anlıyorsun ki değer. Çünkü o anda sadece sen ve doğa kalıyor. Beton sesleri kesiliyor. Sadece rüzgar, su ve kuşlar kalıyor.
Eğer sen de şehir hayatından biraz bunaldıysan, bu küçük sürprizleri mutlaka araştır. Yakınında bir koru, bir göl kenarı ya da eski bir orman olabilir. Git, gör ve hisset. Sonra belki sen de kendi keşiflerini yazarsın.
Şehrin gürültüsünün arasında hâlâ nefes alabileceğin yerler olduğunu bilmek insanı umutlandırıyor. Bu yüzden fırsat buldukça dışarı çık. Ayakkabılarını giy, su şişeni doldur ve yola koyul. Doğanın seni beklediği küçük köşeler her zaman orada duruyor. Sadece onları görmeyi bilmek gerekiyor.